Ey bu satırları okuyan sen, burada senin için pek bir faydalı bilgi yok, zira okuyup anlayacak durumdaysan zaten senin için de çok geç olmuş demektir. Ben de kimseye faydası dokunamayacak bir bilgiyi sunarak anlamsızlığın dibine vurmak amacındayım.
Gezdim, gördüm, okudum, düşündüm ve en sonunda belki de sadece kendime bir şeyler ifade edecek ama kesinlikle faydası dokunmayacak saçma sapan bir rehber oluşturdum.
Hala okuyor musun? Bravo. Gel de yeni başlayanlar için hayata şöyle bir göz atalım.
Yumurtaya ilk varan olarak seni tebrik etmek boynumun borcu. Ancak senin için hazırlanan ilk tuzağa balıklama atladığın için de sağlam bir sopayı hak ediyorsun. Artık bir kurtuluşun yok, bir kere birinci oldun ya şans eseri, ömür boyu senden bunu her koşulda bekleyecekler. Bir adın, bir ruhun, bir vücudun yok. Bir numarasın, iki numarasın, üç numarasın, bazen lüzumsuz adamsın, kusura bakma ama adam değilsin açıkçası.
Aferin, konuşmaya da başlamış ufaktan. Konuş evladım konuş, konuşmadığın zaman neden susuyorsun diye soracaklar artık her fırsatta. Konuşsan geveze, konuşmasan asosyal olacaksın. Evrenin kendine özgü sessizliğini bir çırpıda boz ki, kendi yarattığımız çarpık yaşamlar onca hengame, gürültü arasında görünmez olsun. Ne diyeceğini de ben mi söyleyeceğim Allah aşkına, evele gevele, her malın bir alıcısı var.
Bir de yürüyorsun tabii, yeter mi sanıyorsun, yetmeyecek. Önce koş isteyecekler, sonra zıpla. Zıpladın koşturdun da ortalık dağıldı biraz değil mi, sırada toplamak var herşeyi. Madem toplayacaktık niye dağıttık be adam deme sakın bana, yazı böyle. Ben sana diyor muyum çıktığın yere gir madem memnun değilsin diye.
Okurmuş da abisi, gözlerin dört dönene, beyninden filler tepinene kadar okuyacaksın biliyor musun? Kitap okuyacaksın, rapor okuyacaksın, hocana yaptığın sunumu okuyacaksın. Ama sana yersiz olduğu kadar güzel de bir havadisim var, yolun sonunda okuman gerekmiyor, arkandan bir güzel Fatiha okuyup tozun toprağın içine atıveriyorlar seni.
Çalışmaya da başlamış yeğenim. Aman bana buraları hiç anlattırma şimdi, zaten 40 yıl alıyor, kağıt almaz, gönül yazmaya el vermez. Fuzuli ne demiş hem, konuşsam faydası yok, sussam gönül razı değil.
Çocuklar vardı bir de he mi? E evlenmediğini sanmıyorum, evlenirsin evlenirsin atladım bak oraları, senden daha iyisi mi var ayol? Çocuklar demiştim, bak işte burası önemli, eğitim önemli. Onlar da konuşacaklar, hemen öğret *iktir demesini içinde ukte kalmasın. Yürüdüğü, koştuğu zaman çarp ağzına iki tane, hem otursunlar oturdukları yerde hem de çok konuşmasınlar. Okudular tabii zamanla, ver ellerine test kitabını, o kelimeler hayatları olacak, geri kalan sözler soyut ve anlamsız. Çalışmaya da başladılar var ya sen de az değilsin, bunca yıl sen onlara baktın, şimdi de onlar sana bakacaklar, çakal.
Kağıt bitti be, ama dert değil, zaten kitabın sonu kötü bitiyor. Kahraman ölüyor. İşte o anda Dünya şöyle bir sarsılıyor, kendi tükürdüğünü tekrar kalın kabuğunun altına çekerken onun yerine gelmiş olanların tecavüzüne sesini çıkaramıyor.
Yeni bitirenler için hayat nasıl mı?
Sıcak mı, soğuk mu, iyi mi, kötü mü? Ben bilmem, ama bir umut var hep, sanırım huzurlu, sanırım sonsuz, sanırım yersiz ve zamansız…

Benzer yazılar:
Bu yazıdan sonra umuda dair ne söylenebilir?
Hakli olmayi ummaktan baska bir sey soylenemez sanirim :)
Ölmek için yaşayan bir insandan beklenecek sözler bunlar :)
Tesadufen dogduk, mecburen yasiyoruz (a tribute to Seckin Yazici :)
Abi ne yaptın sen yahu? Bu hayatta gülünecek, mutlu olunacak zamanlarda var.
O zaman her zamanki favorim Schopenhauer`dan gelsin: “Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.” :)
İyi bi yazı olmuş, tebrikler. :)