Gençlerin çizdiği depresif, boşvermiş, hayata küsmüş, umursamaz profili gördükçe büyüklerden hep aynı tepkiler geliyor: “Amaaaan ne gördüler ki daha, bu yaptıkları şımarıklıktan başka bir şey değil! Ne dertleri var sanki? Yaşları biraz daha ilerlesin de…”
Günümüzde gençler arasında depresiflik, umutsuzluk moda. 60’ların “çiçek çocuk”ları büyüdüler; gözlerine kalem çekmiş, üzerinden dökülen bol elbiseler giyen, ömrünün sonuna gelmiş gibi yorgun bezgin konuşan çocuklar ve torunlar armağan ettiler dünyaya. Çiçekler kurudu, sigara dumanlarına boğuldu. Çocukların gözleri dumandan sulanıyor.
Maalesef yaşam, insanın kişiliğinin ağır ağır bozunması, umutlarının teker teker sönüp gözlerinin git gide daha bomboş bakması demek. Yaşadıkça alınan yenilgiler çok nadiren “Deli Petro”lar yaratsa da, büyük çoğunluktan yaşayan ölüler yaratıyor.
Gençler bu bozunmayı daha hızlı yaşıyor şimdilerde. Çeşit çeşit genç grupları türemiş. Bir grup “emo” diye tabir ettiğimiz grup; umutsuzluğu ve çaresizliği simgeleyen, bunalım müzikler dinleyen, gözleri ölü balık gibi bakan, hiçbir şeyle mutlu olamayan, karamsarlık kusan, hayatında bir amaç edinememiş ve boşlukta sallanmakta olan insanların grubu.
Bir diğeri ise hayat dolu bir grup, ama hangi hayat! Hayatını partilerde, arkadaş gezmelerinde, eğlencelerde geçirmekte olan; apolitik ve dünyada olup bitenlerden tamamen bihaber, bütün derdi nerede kimle gezeceği, ne giyip çıkaracağı, ne yiyip içeceği olan bir grup. Dünyaya bir katkıda bulunmamakla beraber, tüketim toplumu olma yolundaki hızımıza hız katan hedonist insanlar topluluğu.
Öbürü gelecek vadeden bir grup. Zamanının nerdeyse tamamını ders çalışmakla geçiren, yine dünyadan bihaber olan ve çoğu konuda bilgi sahibi olmayan, başarılı olma hırsının peşinden giden bir grup. Geleceğin işkolikleri onlar; yapılacak işler için, düzenlenecek belgelerimiz için, şirketlerin daha çok kazanması için umut vaat ediyor. Gittiklerinde sadece “bilmemkaçıncı masadaki bilmemkim” diye hatırlanacak, rutin işlerin kral ve kraliçeleri.
Eylemler yapan, politik takılan gruplar ise hümanizmi ya hiç duymamış ya
çoktan unutmuş. Belli keskin düşüncelerin insanları onlar; halkların refahı için değil de belli toplulukların çıkarları için meydanlarda koşuşturuyorlar. Evrenselliğin içinde küçük kutulara kapanmayı başarabilmiş faşist gençler bunlar. Zaman ilerledikçe adilliğini daha da yitiren ve hızla kirlenen bir dünya bu.
Dünyada daha tek haneli yaşlarını yaşamakta olan çocuklar; fikir ayrılıkları ile, iyi bir okul, iyi bir profil yarışı ile tanıştırılıyorlar. Çocuklar mahallede oynayacaklarına dersanelere gidiyor, “kendi gelecekleri için” İngilizce öğrenmeye çalışıyorlar oyun vakitlerinde. Meraklarını Ay’ın neden gündüz görünmediği veya niye gece-gündüz olduğu ile değil, arkadaşlarının sınavlardan kaç puan aldığıyla doyurmak zorunda kalıyorlar. Sonrası bu tarz gençler…
Dünyaya gelen kimse güzel bir dünya bulmadı; ama en son gelenler hep daha kötüsünü buldular. Bizlerin mumla aradığı yüz yıl öncesinde de insanlar “ah eskiden olsaydı” diyorlardı, ama şimdiki sebeplerle değil. Hala masum ve temiz kalabilmiş şeylerin sayısı azaldıkça çocuklar ihtiyar gibi doğmaya devam edecek.

Benzer yazı bulunamadı.
Aslinda gecmisten bugune cok fazla sey degismedi. Sadece hayatin hizlanmasi ve iletisim olanaklarinin artmasi sayesinde genisleyen cevrelerimiz ve sosyal baglantilarimiz sayesinde insanlarin yasam tarzlari, hayatlari ve kisilikleri hakkinda daha fazla bilgi edinmeye basladik. Bu da bize onlarin gizli kalmis ve olumsuz olarak nitelendirilebilecek noktalarini kesfetme olanagi sundu.
Bizim eli öpülen büyüklerimiz,bize nasihat verirken,”eskiden” kelimesiyle başlar cümlesine.
Bir telaş var insanlarda,bir koşturmaca.Bende o ortamda nefes aldıgım için,böyle bir durum söz konusu.Buda genelde okuldan-gelecek planlamadan başlıyor.Sanki gelecegi biz oluşturuyoruz.
İnsanlar düşünmüyor! “Olmak ya da olmamak” değil, işte bütün mesele bu! Düşünmeyen insan ölüdür, “Necropolis”leşmeyen ülke, şehir kalmadı… Çok yazık! Hala umut varsa, biri çıkıp söylesin!