
"Değişime inanabiliriz"
2008′in 4. çeyreğinde belki de dünyanın en önemli gündem maddeleri, Amerika’da ortaya çıkan finansal kriz ve yine bu ülkedeki başkanlık seçimleriydi. Bu süreçte biz de gerek görsel gerek yazılı gerekse çevrimiçi medyadan sürece hakim olma şansı yakaladık ve gözlemlerde bulunduk.
Bu dönemde dünyamıza giren Afro-Amerikan bir senatör ve Demokrat Parti’nin Hilary Clinton’ı aşarak Amerikan başkan adayı olmayı başaran “Yes we can change” (“Evet değiştirebiliriz”) söylemiyle tüm dünyanın dikkatini çeken ve sadece çekmekle kalmayan, Amerika’nın ilk siyah başkanı olan Barrack Obama.
“Change will not come if we wait for some other person or some other time. We are the ones we’ve been waiting for. We are the change that we seek.“
Değişimi bir başkasının yapmasını veya başka zaman gelmesini beklersek gelmez, biz bunu yapması için beklenenleriz, biz beklediğimiz değişimin kendisiyiz.
Sadece ten rengi miydi Obama’yı farklı kılan? Kuşkusuz hayır.
Bir önceki Amerikan başkanı George W. Bush’un aksine; farklılıklara saygı gösteren ve Dünya’yı zenginleştirdiğine inanan düşünce yapısı mı? Birinci G.W Bush döneminde oluşan “İslami Terör” kavramını yıkmaya çalışan tavırları mı? Yoksa daha az keskin uçları olan bir dış politika mı izlemesi?
“America and Islam are not exclusive and need not be in competition. Instead, they overlap, and share common principles of justice and progress, tolerance and the dignity of all human beings“
Amerika ve İslam paylaşılamayan ve rekabet içinde olması gerekenler değil, aynı adalet prensibi ve süreci, toleransı ve tüm insanoğluna olan saygı gibi ortak değerlere sahip olanlardır.

Obama Mısır'da
Bence bunların hepsi onu farklı kılan sebeplerdi, gerek Amerikan halkı, gerek diğer Dünya halklarının gözünde. Bu sebepler belki de ondan olan beklentilerin artmasına ve tüm dünyada var olan tüm problemlerin çözümünü sağlayacak bir “mesih” gibi bakılmasına sebep oldu.
Fakat şimdiye kadar söz verdiği konulardan; Afganistan’da Taliban’ı bitirme sözünü, diğer ülkelerden beklediği askeri desteği görememesinden ötürü çözememesi, Sağlık Reformu ile Amerika’nın üzerine kurulduğu sistemin aksine sosyal-devlet anlayışına yakın bir tasarı hazırlaması Obama’yı sıkıntıya sokan konular.
“We cannot pretend somehow that because Barack Hussein Obama got elected as president, suddenly everything is going to be OK“
Barack Hussein Obama’nın başkan olarak seçilmesiyle, her şeyin aniden düzeleceğini bekleyemeyiz
Bunların dışında; Doğu Avrupa’daki füze sistemi kurulması konusunda geri adım atması, Bush’un aksine “daha az kırmızı çizgileri” olan bir dış politika sürdürmesi onun dış politikasını yumuşaklaştıran unsurlar.
Bununla birlikte Soğuk Savaş döneminden bu yana belki de en güçlü Rusya, her dönemde %9-10 arası ekonomik büyüme gösteren Çin, her ne kadar Anayasa krizinden sonra durağan bir dış politikası olsada önemli güç kutuplarından Avrupa Birliği gibi rakipleri olduğunu da düşünürsek Obama’nın bu politikalarıyla Amerika’nın şu an bulunduğu Dünya’yı kontrol eden güç konumunda kalmasını sağlayabilir mi? Bu bir soru işareti olsa da, Amerika’nın Bush ile diplere vuran imajina çok olumlu katkılar yaptığı su götürmez…

Benzer yazılar: