Kelimeler ve Kavramlar

afer.in yazıyor. | 09 Şubat 2010 Paylaş

‘Merhabalar’ diyerek başlıyorum bu yazıya ve bunu söylerken ciddiyim. Şu an konseptler üzerine yazılar yazılması gereken bir siteye bu yazıyı postalamak üzere olduğumun farkındayım ancak yine de uzun zamandan beri yazdığım ilk yazı olduğu için, köşe yazısı yazma imkânı bulmuş Özkökgiller gibi başlangıç yapma hakkının, başbakandan aldığım iyi haberleri veremeyecek olsam da bana çok görülmemesi gerektiği kanısındayım.

Uzun zamandan beri bir şeyler yazmıyorum çünkü böyle yazılar yazmak korktuğum bir şey. Sürekli bir yerlere bir şeyler karalarım aslında. Buna rağmen sadece düşüncelerimi ortaya saçmak için yazmak onlardan ayrı bir yerde duruyor. Sorsanız, kelimelerin düşüncelere çakılmış çiviler olduğunu söyleyip, geçiştiririm ama açmak gerekirse;akılda serbestçe gezen şeyleri form edinmeye zorladığınızda ortaya çıkan şeylerin aslına ne kadar yakın olabileceğini tartışabiliriz. Obsesif kompulsifseniz falan, kendinizi ifade etmek için var olmayan mükemmel kelimeleri bulana kadar kendinizi nasıl da paralayabileceğiniz ihtimali üzerinde de durabiliriz. Yine de bunlar bir yana, sürecin sonunda ise kendinizi yazılarınızdaki izdüşümünüze dönüşürken bulmak, ondan ibaret olmak, hiç olmadı yalnızca onunla tanınıyor olmak bile ihtimaller dâhilinde beni korkutmaya yetiyor. Yazılarımın sorumluluğunu almak istemiyorum. Değişmesem de değişebilir olmak ya da bir yazıyı yazdıktan bir kısa an sonra tamamen başka biri olabilecek olmak huzur verici bence. Bu özgürlüğü seviyorum ve yazılaşmış her bir kelimenin özgürlüğümden kıstığını düşünmeden edemiyorum. Konuşurken de yok mu bu durum? Var ama yine de kaydedilmiyorsa eğer, insan daha rahat ‘saçmalama hakkımı saklı tutarım’ diyebiliyor. Bunları söylüyorum ki kendime daha hiçbir şey yazmadan önden önden biraz saçmalama kredisi edinebileyim. Delilere nasip olan o özgürlükten payımı alabileyim.

Bu yazıya başlık olması gereken başka bir konuya değinmek amacıyla yola çıktım aslında yazmaya başlarken. Ancak kelimelerden o kadar bahsettikten sonra aklıma gelen yakın bir konudan devam edeceğim sanırım; kelimelerin birinci dereceden kuzeni kavramlar. Kültürlerin kendilerini muhafaza etmek için ürettiği en büyük sinsilik belki de.

Konuştuğumuz dilin işlevi yalnızca iletişmemizi sağlamak kadar masum değil. Çünkü dil yalnızca ortaya attığı şey kelimeler olan, evrensel etkileşim semantiklerini farklı ifade ediş kümelerinden biri değil. Dil bize kavramlar sunar ve dahası bize düşünmemiz için yollar çizer. Bebekler konuşmayı değil düşünmeyi öğrenirler. Çünkü kavramlar sadece dışarıda kalmazlar içimize de girip, bir parçamız olurlar. Uzak batıda yaşadığınızda ‘loser’, ‘winner’, ‘hater’’ın size sunduğu pratikliğin hayatınızın bir parçası olmaya başladığını fark edebilirsiniz. Ya da durduğunuz yerde, sevginin yanı sıra aşk diye bir kavramla tanışmasaydınız, aynı olaylar hakkında farklı tepkiler verebileceğiniz ihtimali aklınıza düşebilir. Arasını bir yerini kast etmek için “love” ile idare edenler var nihayetinde. Sadece soyut kavramlara has bir şey de değil bu. “Kırmızının default tonunu kim belirledi?”, “Kahverengi kahve keşfedilmeden önce de bu kadar kahveye yakın bir renk miydi?” gibi sorular kendilerine yol bulur da durur. Sen sadece ‘timsah’ görürsün, adam ‘alligator’ görür, ‘crocodile’  görür. Sen ‘arı’ görürsün, hadi zorlasan eşek arısı görürsün. Adam ‘bee’ görür, ‘wasp’ görür, ‘hornet’ görür. Ben de yazıyı hepten örneklere boğmuş olurum. Neyse. Kültürler dilleriyle değişirler ve konuşularak kendilerini muhafaza ederler.

E peki, dil evet kültürün bu kadar yakın bi parçası, kültürümüzü de seviyoruz ve korumalıyız falan. O zaman Oktay Sinanoğlu benzerleri gibi insanları öz Türkçe kelimelerle konuşmaya zorlayanları mı kutsayacağız? Hayır. İnsanların birbirleriyle iletişimlerinin hiç olmadığı kadar çılgınlaştığı bir dönemde, biz artık dünyanın öbür ucundan kavram ithal etmeye başladıktan sonra bunun önünde durmaya çalışmak… Don Kişotluk derdim ama asil bir tarafı yok, körlük demeyi tercih ediyorum. O yüzden Türk Dil Kurumu ne kadar çırpınırsa çırpınsın, kavramlara en hakiki Türkçe kelimeler yumurtlasın, hiçbir şey başaramayacak. En başarılı üretilmiş karşılıklar bile kültür falan korumayacak. Kompütere bilgisayar demek bizi kurtarmayacak çünkü mucidi “abi kompüter diye bi kelime buldum, çabuk İngilizceye katıyoruz bunu” diyerek yola çıkmadı. O hayatımızın bir parçası olduktan sonra, bizim ona ne dediğimizin hiçbir zaman çok bir önemi de olmadı.

Yapabileceğimiz tek şey kendimizin, yanımızdakilerin değil, neye dönüştüğünün farkında olmak. Kendi kelimelerimizi bilmek. Hoşumuza gitmeyenler karşısında deve kuşu akrobatikleri bir yere kadar. Sonuç; o kadar düşündükten sonra kendini her yerde ve en iyi karşılayan kavramın, ‘kelime’nin ta kendisi olduğuna karar verdim ve hayır ona sözcük demeyeceğim. Globalizmden kaçan globe gibi olsun diyerek bitiriyorum.

Yazan : Berat Dağlar

Benzer yazı bulunamadı.

  1. Henüz yorum yapılmamış.
yorum yapın
  • Bu yazılar çok afer.in aldı

  • Etiket Bulutu

    abd afer.in allen amerika atatürk avrupa basketball basketbol blog bryant ekonomi evlilik eğitim facebook film fotoğraf fotoğrafçılık futbol gençlik gezi hayat internet iverson izmir jordan kobe lise Mizah nasıl yapılır nba otobüs parlaklık reklam seyahat Sinema Spor takım tarih tatil türkiye vize çocuk öğrenci üniversite ışık
  • En son bu yorumlar yapıldı

  • Biz beğendik, buyrun siz de okuyun


  • Arşiv

  • Bizi tanımak ister misiniz?