Tıpkı aşağıdaki hikayedeki gibi, uzun süre boyunca romantizmle hatları yumuşayan insanın bir ayrılık sonrası kendini sorgulayıp materyalizme dönmesidir.
Sizlere bu gün bir yazıyla değil, sade bir karikatürle seslenmek istiyorum. Bugün, ülkemizde ve dünyamızda domuz gribinin rant kapısı haline getirildiği günlerden sadece biri…
Nasıl ki ilkel kabilelerin kötü ruhları kovmak ve her türlü musibeti uzak tutmak için kendilerine özgü dansları varsa; küreselleşme çağında da karşımıza çıkan çeşitli teknolojik musibetlerle başa çıkmamızı sağlayan bir dans var: Yıldız Tilbe dansı!
Ortaokul ve lise hayatı boyunca içinde yazı yazma isteği olanı da olmayanı da yazmaktan soğutan bir kısıtlamaydı. Neymiş efendim? Düzeni simgelermiş bu üçleme.
Altın günü yaptığı için para piyasalarını en az bir borsacı kadar iyi takip ettiğini düşündüğüm gün teyzesi, dört saniye içerisinde beni iki kişilik koltuğun üçte birine sıkıştırdıktan sonra torbasını kucağımdan aldı.
Arko tıraş sabunu adamı ve Gripin kadını, Rıza Emmi’nin bakkalında karşılaşmışlar ve ilk görüşte birbirlerine aşık olmuşlardı.
“Var mı bir isteğin?” “Çoatt!!”
Bir dakika, bir dakika! Ben bu sahneyi bir yerlerden hatırlıyorum. Bu, ağır ağabeylerle her vedalaşmamda ortaya çıkan sahneydi. Hiç…
Bugün elimde son kalan jetonla kendimi Street Fighter denen atari oyununun içinde buluyorum. Benim onlar gibi özel güçlerim yok, aduketmiş, foryukenmiş…
Bilirsiniz hani, “X bunu beğendi” halkının vatandaşlarıdır bunlar Facebook’ta. Facebook’a da hayretlerim ayrıdır ya o da ayrı… Adamlar “beğen” diye düğme koymuşlar. Hem de her şeyin altına…