Kalanlara Lanet

Yiğit Ekim Demir yazıyor. | 09 Kasım 2009 Paylaş

İnsanlar ikiye ayrılırlar: gidenler ve kalanlar. Bütün insanlık tarihi gidenlerin(yani dolaylı yoldan gelenlerin) ve kalanların kavgaları sayesinde oluşmuştur.

Çok mu iddialı oldu dersiniz? Sanmam. Roma’yı çöküşe götürenler de harekete geçen kavimlerdi, zira bir kez harekete başlayan kavimler, yokuş aşağı yuvarlanan taş misali durdurulamaz bir enerjinin etkisi altındaydılar. Mücadele ruhunu sonuna kadar yüreklerinin ateşinde tutanlardı.

kalmak

Lutfen beni terk etme!

Kalmak dilbilgisi bakımından bir eylem olsa da, özünde bir durumu belirtir. Hem de son raddede vahim bir durumu. Kalan insan zamanın sarmaşıkları ile sarılır, ayakları toprağa kök salmışçasına bağlanır. Beraberinde uyuşukluğu ve muhafazakarlığı getirir, çevresine yayar ve zihinleri köreltir. Çünkü bulaşıcıdır, yakasına yapıştıklarını her türlü kurnazlığı yaparak ikna etmeye çalışır. Yazılarda, şarkılarda ve filmlerde hep gidenler lanetlenir. Gidenler korkaklıkla, kaçmakla ve ihanetle suçlanırlar. Politikada da, aşkta da ve yaşamda da.

Halbuki suçlu olan giden değil, korkaklığı bir yaşam biçimi hale getirmiş olan kalanlardır her vakit. O kalanlardır ki, hiç bir zaman farklı bir güne, farklı bir toprağın üstünde başlamayı akıl edemezler. Gidenler tarafından terkedilmemişlerdir, çünkü gidenleri onlar terketmişlerdir. Eşlik etmeyi unutarak, çökmüş bir ahlaki değerler sistemi tarafında çepeçevre sarılmışlardır.

Gitmeyen, hareket etmeyen insan vicdani duygulardan yoksundur. İnsan, gittiği kadar yaşar. Yaşadığı kadar öğrenir, tecrübe eder. Ölümden habersiz olan kişi ölüme üzülebilir mi? Kötülükleri, edepsizlikleri görmeyen insan, nasıl olur da bunların yeryüzünde hüküm sürmesinden rahatsız olabilir? Televizyon karşısında savaşı izleyen adam, korktuğu için değil acıdığı için vahlar. Ama bu acıma, vicdanın verdiği bir tepki değildir, tam tersine kişinin içindeki “benim başıma da gelebilir” korkusunun tüm iki yüzlülüğü ile vuku bulmasının sonucudur.

Kalmak , kum saatini kırıp, tozlarını rüzgarda savurmaktır.

gitmek

“İki günü aynı olanın hayatından bir gün boşa geçmiş demektir.”

Hz. Muhammed (s.a.v)

Hareket beraberinde tehlikeyi de getirir, heyecanı da, umudu ve umutsuzluğu da. Gitmek ölümle bile sonuçlanabilir, ama bu birbirinin aynı onlarca günden evladır. Kalırken geçen zaman, Peyami Safa’nın dediği gibi, insanları değil armutları olgunlaştırır. İnsanları geliştiren, vakit değil yoldaki çizgiler, kilometre tabelaları ve yol üstü lokantalarıdır.

Tanrı’ya samimi bir dua mı etmek istiyorsunuz, gelin içten olalım. Dua edelim ki bizleri olduğumuz yerde kalmaktan ve bu huzuru bulmaktan korusun.

Gidin, ama öyle ama böyle, yolunuz  açık olsun.

Benzer yazı bulunamadı.

2 yorum var
  1. Kubilay Şengün - 9 Kas 2009 21:36

    Gidenler… Gidenlerin arkadasında kalanlar. Aslında sorun en temelde kendini yenileyememe, gelicek olan farklı olanı reddedip eskiyle yaşamayı seçmekte bence…

  2. Hüseyin Salman - 10 Kas 2009 00:01

    Hepimizin olduğumuz durumu,kalanlardan mı,yoksa gidenlerden mi olduğumuzu sorgulamaya iten bi yazı olduğunu düşünüyorum.Emeğine sağlık Yiğit…

yorum yapın
  • Bu yazılar çok afer.in aldı

  • Etiket Bulutu

    abd afer.in allen amerika atatürk avrupa basketball basketbol blog bryant ekonomi evlilik eğitim facebook film fotoğraf fotoğrafçılık futbol gençlik gezi hayat internet iverson izmir jordan kobe lise Mizah nasıl yapılır nba otobüs parlaklık reklam seyahat Sinema Spor takım tarih tatil türkiye vize çocuk öğrenci üniversite ışık
  • En son bu yorumlar yapıldı

  • Biz beğendik, buyrun siz de okuyun


  • Arşiv

  • Bizi tanımak ister misiniz?