Küçük çocuklara kahve içmesinler diye, “Çok kahve içersen Arap olursun” derlerdi. Bana da çok dediler, Arap ya da siyahi oldum mu? Olmadım. Aksine nefis bir tutku yıllardır benimle birlikte 6-7 yaşlarımdan beri büyüdü ve bugünlere geldi.
Duyan da çok matah bir şey sanacak. Ne var ki altı üstü kahve içiyorsun diyeceksiniz. Öyle değil bu işler! Kahveye gönülden bağlı olanlar da vardır benim gibi. Bir de tam tersi kahve kokusuna katlanamayanlar da olabilir tabii; abim gibi. Ya da çaydan asla vazgeçemeyenler…
Bizim evdeki kahve ritüelleri akşam yemeğinden sonra veya herkes evdeyse kahvaltıdan sonra Türk kahvesi hazırlanması ve tüketilmesi şeklinde başlamıştır. Türkiye’deyse farklı kahve alışkanlıkları 1990ların sonlarından sonra birbiri ardına açılan kahve zincirleri ile iyice şekillendi ve şekillenmeye de devam ediyor.
Kahve pazarı ve Türk kahvesi
Starbucks, Gloria Jeans, Caffé Nero, Kahve Dünyası, Kahve Diyarı, Cafe Crown derken birbiri ardına şubeler açan zincirler kahve severler için tadına doyulmaz bir seyir oluştururken, kahve savaşlarını da beraberinde getirdi.Tipik bir çay tüketim toplumu olan Türk toplumunun kahve tüketimi arttı. Bana da seçebilecek bir sürü cafe çıktı.
Pazarın büyümesi, Türkiye’nin diğer yabancı kahve zincirleri için de odak noktası haline gelmesine neden oluyor hali hazırda. Üç yıl önce 50 milyon TL olan kahve pazarı günümüzde 120 milyon dolara ulaşmış durumda. Yabancı markaların pazarı istila etmesiyle yine de kahve tüketimimiz Avrupa’nın gerisinde. Çünkü bizim vazgeçemediğimiz bir alışkanlığımız var; o da Türk kahvemiz. Ancak başta Starbucks olmak üzere Türk kahvesi de satmaya başlayan markalar- ki bu bize özel bir uygulama- Türk kahvesini maliyetinin çok çok üstünde fiyatlara satıyorlar.
Ben eve 2 liralık kahve alıyorum ve bu yaklaşık 200 gr olan paketten 10 fincanın üzerinde kahve çıkarabiliyorum. Oysa ki markasına göre bir cafede bir fincan Türk Kahvesini 3.5 ile 6 lira arasında değişen fiyatlardan alabiliyoruz. Bu da insanı biraz düşündürüyor. Fazla pahalı gibi… Ama yine de cafelerden vazgeçemiyorum şahsen ben. Çünkü americano’su, latte’si, mocha’sı tamamen farklı kulvarda yerini alıyor. Türk kahvesiyle yarışabileceklerini pek düşünmesem de hepsinin yeri ayrıdır.
Önemli olan sadece kahvesi mi?
Bir de kahve zincirlerinin yerli girişimciyi uyandırdığı durumlar göze çarpıyor Kahve Dünyası gibi…O da ayrı bir hikaye. Ancak kahve savaşlarında kahve üreticisinin yüzü gülse de sadece kahveyle bitmiyor iş. Dükkan ve vitrin dizaynı, yiyecek ve kahve alternatifleri, tatlılar, hediyelik eşya diye nieteleyeceğim diğer ürünler de müşteri tipini ve sayısını belirliyor. Gloria Jeans’in self-servis olmaması beni cezbederken, Starbucks’ın rahatlığı ve Irish Creamli Americanosu, Kahve Dünyası’nın el yapımı çikolataları benim o cafeden bu cafeye gitmeme neden olabiliyor.
Gloria Jeans bu yıl 20ye yakın yeni şube açmayı hedeflerken, Cafe Nero 23 şubeye ulaşmayı hedefliyormuş. Starbucks’ın Amerika’da yaklaşık 600 şubesini kapatmasıyla ise Türkiye’nin hiçbir alakası yok, Türkiye’de büyümeye devam. Bunun dışında ilginç olan diğer haber ise McDonald’s kahvesi McCafe de Türkiye’ye adım attı sayılır. Sadece geçtiğimiz yıl 250 yeni şubesiyle dünyada kahve sektörüne hızlı bir giriş yapan McDonald’s Türkiye pazarını görünce kendini alamadı sanırım. Almanya’nın en büyük kahve zinciri olmayı başaran McCafe belki Türkiye’yi de ele geçirir bilinmez. Ancak krize rağmen biraz yavaşlayan kahve yatırım rüzgarının hedefi küçülse de artık Anadolu’ya dönen rota ile birlikte hedef 2012de 1 milyar dolarlık kahve satmakmış.
Ben hiç içmedim ama biraz önyargılıyım. Sizce McDonald’s'ın kahvesi nasıl olur ki?

Benzer yazılar:
[...] devamı için: Afer.in Posted in Kategorilenmemiş at Ocak 30th, 2010. Trackback URI: [...]
Minnacık ve beni doyurmayı beceremeyen ayrıca lezzeti ile de Burger King’e -bana göre- oldukça geride kalan McDonald’s, petrol kıcamında kahve tüketen bana hiç de hitap etmeyecektir!