Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (5)

Mehmet Mert Sarı yazıyor. | 21 Nisan 2010 Paylaş

Artık Allen Iverson’un ve Phila’nın istediği tek bir şey vardı: Şampiyonluk. Ellerinde gerekli malzeme, arkalarında da ihtiyaç duydukları rüzgar vardı. Sezonu MVP olarak bitiren AI ve takımının karşısında play-off ilk turunda, önceki 2 yıl kendilerini play-off’ların dışına iten Reggie Miller’lı Indiana vardı. Bu durum her ne kadar onların üzerinde büyük bir baskı oluştursa da; ilk maçı kaybetmelerine rağmen Iverson’un liderliğinde Pacers’ı elediler. Kendilerine en çok zorluk çıkartan ve üzerlerinde en çok psikolojik baskıyı oluşturan takımı elemeleri, 76ers cephesinin kendilerine olan güvenlerini maksimuma çıkarttı. Iverson: “Indiana’yı elediğimizde artık hissediyorduk. Finale kadar bizi kimse durduramazdı.“.

Doğu yarı finali ise dillere destan bir çekişmeye ve benim de hala unutamadığım bir seriye dönüşüyordu. Rakip Toronto Raptors’tu ve seri, Vince Carter ile Allen Iverson arasındaki bir düello şeklinde geçti. Bir maç AI tek başına şovunu yaparken, ertesi maç bu sefer sazı eline alan Carter oluyordu. Seri Raptors galibiyetiyle başlamıştı ve ikinci maçta AI’nın 54 sayısı seriye eşitlik getiriyordu. 3. maçta ise bu defa sahneye Carter çıkıp 50 sayı atıyor ve Toronto’yu öne geçiriyordu. 4. maçı 76ers kazanıyordu ve 5. maç başlamadan önce Iverson normal sezon MVP’si ödülünü kazanıyordu. Bu moralle sahaya çıkan AI 52 sayı atarak, Majestelerinden sonra play-offlarda iki maç 50 sayıyı geçen ikinci oyuncu oluyordu. Kazanan tabii ki Sixers’tı. 6. maçta Carter 39 sayı atıyordu ve seri 7. maça uzuyordu. 7. maçta Toronto tüm savunmayı Iverson üzerine yoğunlaştırmış ve ona potayı göstermeme işini becermişti. Ayrıca Iverson daha sonraki serileri de önemli bir biçimde etkileyecek ciddi bir sakatlık yaşamaktaydı. Bu durumda Larry Brown devreye girdi ve Iverson’u skor tehditi olarak kullanmayıp, her ikili sıkıştırmada topu elinden çıkartmasını söylemişti. Maç bittiğinde kazanan 88-87 ile Sixers olurken, Iverson da 1989 play-offlarında (daha sonra coach’u olacak) Maurice Cheeks’ten sonra ilk defa bir play-pff maçında 16 asist üreten 76ers oyuncusu oluyordu.

Konferans finalinde rakip Milwaukee Bucks oldu. Kolej kariyerlerinde sık sık karşılaştırılan iki isim, Ray Allen ve Allen Iverson bu defa doğu finallerinde karşı karşıyaydı. Ama yukarıda belirttiğim gibi Iverson ciddi sakatlık problemleriyle savaşmaktaydı. Seride sakatlığı yüzünden 3. maçta sahaya dahi çıkamadı; ama 7. maça uzayan seride AI sorumluluğu yine eline aldı ve 44 sayı atarak Philadephia’yı NBA finallerine taşıdı.

Finalde rakip, tüm rakiplerini süpürerek gelen LA Lakers’tı. Medya, Lakers’ın Sixers’ı da süpürüp şampiyon olacağı kanısındaydı. Tüm bu curcunaya sinirlenen AI verdiği demeçte: “Bir çok insan bu noktaya ulaşamayacağımızı söyledi. Bencil olduğumu, takım arkadaşlarımı asla buraya taşıyamayacağımı söylediler. Şimdi de Lakers’ın bizi süpüreceği söylüyorlar. Göreceğiz!” diyerek mücadeleden kaçmadığını bir kez daha dile getiriyordu.
Ancak dediğim gibi Lakers tüm rakiplerini süpürerek finallere gelmişti. Böylece hem dinlenmek için hem de rakibin zaaflarını analiz etmek için bolca zamanları vardı. Sixers cephesinde ise durum tam zıttıydı. Raptors ve Bucks serilerinde canlarını dişlerine takmışlardı ve Iverson açısından da sakatlık sorunu vardı.
İlk maç başladığında AI Lakers potasına 38 dakikada 38 sayı yolladı. Ancak Shaq’ın, Mutombo’ya kurduğu üstünlük ile maç uzatmaya gitti. Ancak maçın son hücumlarında kendisine yapışan savunmacısı Tyron Lue’ya önce bir bakış fırlatıp, müthiş bir crossoverla Lue’yu yere serdi ve 48. sayısını attı. Ardından geri dönerken yerde olan Lue’nun üzerinden genişçe bir adım atarak “Ben bunu tüm sezon yaptım.” diyerek geçti gitti. Böylece Lakers’ın namağlup ünvanı kendi seyircisi önünde son buldu. Ancak bu kadar kendilerine güvenmeleri ve yorgunlukları serinin geri kalanı için, Sixers için durumu zorlaştırıyordu. Bir de Shaquille O’Neal vardı tabii! 2000′lerin başı, Shaq’ın ligi tamamen domine ettiği yıllardır. Serinin geri kalanında da Shaq iyice zıvanadan çıkmış bir durumda Mutombo’yu adeta ezdi geçti. Takımda herkesin az veya çok sakatlıkları vardı ve artık tükenmişlerdi. Tüm bunların paralelinde seri Phila için çok zor bir hal aldı ve kalan maçlarda Lakers, Sixers’ı mağlup ederek şampiyon oldu. Seride 32.9 sayı, 4.7 rebound ve 6.1 assistle oynayan Iverson ise pek çok kesimin saygısını kazandı. Bu arada 5. yazıya kadar Iverson’un lakabını da söylemediğimi farkettim: “The Answer“. Yazdığım bunca şeyden sonra sebebi de ortaya çıkıyor zaten!

Peşi sıra gelen sezonlarda gerek Larry Brown’un şampiyonluğa giden takımın kimyasıyla oynaması, gerek sakatlıklar derken, Sixers benzer başarıları göstermedi. 2001-2002 play-offlarında ilk turda Boston’a elendikleri seride bireysel anlamda Iverson yine iyiydi. Boston serisinde Pierce toplamda 151 sayı atarken Aı 150 sayı atmıştı. Erken biten sezonun ardından asıl şok saha dışında gelişen olaylarla geliyordu. 7 haziranda müessir fiil, haneye tecavüz ve yasadışı ateşli silah taşımanın da aralarında bulunduğu 9 ayrı suçtan dolayı tutuklandı. İddialara göre 1 haziranda eşi Tawanna ile tartışan AI, eşini evden kovmuş ve geri gelmesi durumunda ölümle tehdit etmişti. 2 gün eve dönemeyen eşinin kuzeninde kaldığını öğrenince, Tawanna’yı geri getirmek için amcasının silahıyla evi bastı. Polis geldiğinde ise evde büyük bir parti veriliyordu. Parti bitiminde tutuklanan AI’nın malikanesinin arkasında cam kırıkları ve kan izi bulunan bir Cadillac bulundu ama taşıdığı iddia edlien silah bulunamayanca, AI bu olaydan ucuz kurtuldu.
2002-2003 sezonunda play-off ikici turunda Memo’lu Detroit’e elendiler ve yenilgiden 10 gün sonra Larry Brown adeta kaçarcasına görevini bıraktı. Brown’un ardından gelen isim ise Chris Ford oldu; ancak bu ikilinin yıldızı da asla barışmadı. Her tartışmanın ardından AI’ı kenara çekti; hatta bazı maçlar hiç oynatmadı. Ancak başarı da gelmeyince ertesi sezon takımın başına eski bir Phila’lı olan Mauric Cheeks geldi. Bu arada 2003-2004 sezonu sonrası dağılan Lakers’ta Kobe’nin Shaq olamadan kendi ayakları üzerinde durmak istediği şeklindeki açıklamalarına da şöyle yanıt verdi: “Parmaklarına üç şampiyonluk yüzüğü takıp, Shaq’tan ayrılmak istemek kolay tabii. O şampiyonlukları kazanmamış olsaydı acaba bu sözleri söyleyebilir miydi merak ediyorum. Kobe’nin anlaması gereken şu: Shaquille O’Neal olmayınca hayatı daha güzel olamayacak! Daha iyi olmasına da imkan yok! Bu ligdeki herkes Shaq ile oynamak ister; çünkü o ligdeki en dominant oyuncu ve herkesin işini kolaylaştırıyor. Eğer Shaq ile oynama şansını Kobe yerine ben elde etmiş olsaydım belki benim 3 tane şampiyonluk yüzüğüm, belki de daha fazlası olacaktı! Kobe’nin de -benim yerime- bir sürü sayı krallığı ünvanı olacaktı.”
Cheeks döneminin ardından Allen Iverson 2006-2007 sezonunda, Carmelo Anthony gibi yetenekli bir genç forvetin yanına, Denver Nuggets’e takas oldu. Her ne kadar gönlü Philly ile olsa da, 2000-01 ruhu ve kadro derinliği bir daha geri gelmemişti. Ve AI gibi bir oyuncu başarıyı gerçekten hak etmekteydi. Denver’da geçen 2 sezonun ardından performansından pek bir şey kaybetmemiş olsa da (2 yıl için ortalama 25 sayı, play-offlarda ise 23.5 sayı), şampiyonluk gelmedi.
Ardından kariyeri için hiç de iyi olmayan bir takasla Detroit Pistons takımına geldi. Iverson kendi oynunu oynamayı seven bir oyuncu olduğundan dolayı, belirli kalıplara sıkışan ve yaratıcılık içermeyen Detroit sistemi Iverson için kötü bir sezonun habercisi oldu. Ardından aldığı sürelerden de memnun kalmayınca takasını istedi. Benchten oyuna girmek, onun kaldırabileceği türden bir durum değildi.
Ve bu sene ilk 5 başlayacağı bir takımda oynamak istediğini sürekli dile getiren Iverson, Memphis forması ile tekrar batı konferansının yolunu tuttu. Ancak çeşitli sebeplerden ötürü sadece 3 maç oynadı ve bu 3 maçta da kenardan oyuna dahil olunca, Memphis yönetimi ile ortaklaşa aldıkları kararla kontratını feshetti ve basketbolu bıraktığını açıkladı. Ancak kısa bir aradan sonra Phila’nın oyun kurucu pozisyonundaki sakatlıkların da tetiklemesiyle Iverson tekrar sahalara geri döndü.
Ancak Phila formasıyla da sadece 25 maça çıkabildi. Bunun sebebi ise kızının hastalığı. Henüz tam olarak bir teşhis ve tedavi bulunamadığı için Iverson zamanını kızının sağlık sorunlarıyla uğraşmak ile geçiriyor. Ayrıca eşi ile de arası açık ve boşanma davasının kapıda olduğu da konuşulmakta. Yani şu sıralar basketbol harici birçok sorunu var.
Her ne kadar bu yıl ve geçtiğimiz yıl alıştığımız, bildiğimiz The Answer‘ı izleyemesek de, 1996′dan bu güne bir çok basketbolsever için bir fenomen oldu Iverson. Yaptıkları, giydikleri, tavırları söyledikleri ile her zaman gündem konusu oldu. Yeteneği ve hızı birçok kişiye ilham verdi. Bence en iyi draftın en iyi oyuncusu ünvanını sonuna kadar hakeden bir isim! Evet, yazı dizisi burada bitiyor. Aslında söylenecekler sadece bunlarla sınırlı değil; ama burada kesiyorum. Okuyanlar Allen Iverson ile ilgili oldukça bilmediği şey öğrenmiştir sanırım; veya bilgilerini tazelemişlerdir. Ama kesin olan Iverson küçücük cüssesiyle sol kolundaki dövmede yazdığı gibi “only the strong survives” mantığını sahada bizlere gösteren muhteşem bir oyuncu.
Basketbolla kalın!

Benzer yazılar:

  1. Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (4)
  2. Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (3)
  3. Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (2)
  4. Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (1)
  5. Üzücü Ayrılık: Şimdilik Hoşçakal Iverson
  1. Henüz yorum yapılmamış.
yorum yapın
  • Etiket Bulutu

    abd afer.in allen amerika atatürk avrupa basketball basketbol blog bryant ekonomi evlilik eğitim facebook film fotoğraf fotoğrafçılık futbol gençlik gezi hayat internet iverson izmir jordan kadın kobe Mizah nasıl yapılır nba otobüs parlaklık reklam seyahat Sinema Spor takım tarih tatil türkiye vize çocuk öğrenci üniversite ışık
  • En son bu yorumlar yapıldı

  • Biz beğendik, buyrun siz de okuyun


  • Arşiv

    • 2010 (116)
    • 2009 (92)
  • Bizi tanımak ister misiniz?