Artık yazı dizimizin sonuna geldik sanırım! Bıraktığımızda Iverson muhteşem bir çaylak sezonunu geride bırakmıştı. Ancak bireysel başarısını takıma yansıtamamış olmasından ötürü, 76ers Organizasyonu sezonu gayet kötü bir sonuçla (22 galibiyet) kapatmışttığnı bir önceki
yazımda anlatmıştım.
1997 sezonuna gelindiğinde Phila yönetimi, herşeyden önce Iverson-Stackhouse ikilisini efektif kullanacak ve gençlerle çalışma işini de kıvırabilecek bir
coach arayışına girmişti. Iverson ise Reebok ile 10 yıllığına 50 milyon $’lık sponsorluk imzalamıştı ve tam reklamlarla medyanın gözü önünde olacakken; kendisini yine adliyede buldu! 3 arkadaş, AI’nın arabası ile seyahat ederken arabada bulunan uyuşturucunun sahibinin kim olduğu bilinmezken, Iverson bu durumdan 100 saatlik kamu cezasıyla kurtuldu. Ama bu yaşananlar
“Iverson’un belalı geçmişi ile ilişiği devam mı ediyor?” sorularını da akıllara getirdi. Sonuçta hem NCAA’de hem de NBA’de yıllarca çalışmış olan deneyimli
coach Larry Brown, 76ers’ın başına geçti. Gençleri alıp yetiştirmesi ile ünlü olan Brown ile anlaşılmasıyla birlikte Iverson ve Stackhouse iklisinin takıma çok daha faydalı olması hedefleniyordu. Aslında Larry Brown’un o yıla kadar 1988′de Kansas ile yaşadığı NCAA şampiyonuluğu harici büyük bir başarısı yoktu (o yıla kadar diyorum; Phila’dan ayrıldıktan sonra Detroit’le NBA şampiyonu olmuştur); ama Brown’un çalıştırdığı takımlar her zaman yaptıkları savunmayla ön plana çıkmışlardır.
Brown takımın başına geldiğinde uğraşması gereken ilk nokta çatışan egolar oldu. Iverson başına buyruk, emir almayı sevmeyen ve -geçmişinin de etkisiyle- herkese kendini kanıtlamak zorunda olduğunu hisseden, sahada çok konuşan ve eleştiri aldığında arkadaşlarına bile sataşan bir oyuncuydu. Stackhouse ise lige “Yeni Jordan” etiketiyle gelmişti. NBA’e AI’dan 1 yıl erken gelmişti ve esas liderin kendisi olması gerektiğini düşünüyordu. Tabii birine “Jordan” etiketi takmak, o kişinin omzuna çok çok büyük bir yük yüklemek oluyordu ve genç Stack, henüz buna hazır değildi.
Brown ise bu rekabeti takım için kullanma amacındaydı. Ancak bu bencil oyuncuların rekabeti, bir idmanda sokak kavgasına dönüşünce artık bu ikiliden biri, Phila ile yolları ayırmak zorunda kaldı. Coach Brown, tercihini daha ender bulunacak olan Iverson’dan yana kullandı ve Stackhouse Aaron Mickie, Theo Ratliff karşılığında Detroit Pistons’a takas oldu. Böylece Phila’nın savunma gücü artmış oluyordu. Skor gücü azalsa da daha az sayı yemek daha avantajlıydı. Takımı iyice tanıyan Brown’un Iverson hakkındaki görüşü ise şu şekildeydi: “İlk geldiğimde Allen iyi bir atletti. Ama ne yapacağını, nereye gideceğini, nasıl oynayacağını hiç bilmiyordu.” Bu sözlerle Brown, Iverson’un istediği şekilde oynamadığını anlatmaya çalışıyordu.

Bu açıklamaların ardından, Brown AI’yı kendi istediği gibi oynatmaya karar verdi ve radikal bir kararla onu skorer guard pozisyonuna çekti. Medya, kendisinden boy ve kalıp olarak büyük olan oyunucuların, ellerinde böyle bir fırsat varken oyunlarını AI üzerinden oynayacakları açıklamalarına karşılık, Brown ise “Biz onların başına daha fazla bela açacağız; çünkü kimse Allen kadar hızlı değil” diyerek oldukça iddialı bir yanıt veriyordu. Haklı olan Brown oldu! Bu formülle 1982-83′ten ber ilk kez Lakers’ı normal sezonda süpürdüler. Daha sonra Hakeem Olajuwon’lu, Drexler’lı, Barkley’li Houston’u devirdiler. Ama sezonun asıl flaş olayı 16 maçtır yenemedikleri Bulls’u da devirmeleri oldu. Ancak Bulls galibiyetleri AI üzerinde pek de iyi etkiler doğurmadı. Zaten şişkin egosu ve kendini kanıtlama hırsı ile tutuşan AI’nın, Bulls’u ve Jordan’ı yenince artık ayakları yerden kesilmişti! Daha çocukken hocalarına “Eğer bir gün Jordan’la karşılaşırsam, onu altedebileceğimi biliyorum.” şeklinde konuşan AI, bir de üzerine bu dediğini gerçekleştirince zaten sivri dilli olarak nam salmışken, iyice radikal ve sansasyonel konuşmalara imza attı ve bu halk önündeki imajı için hiç de yapıcı olmadı. Sürekli Jordan, Barkley gibi eski oyunculara saygı duymadığını, Jordan’ın aslında faza abartıldığını söyleyip durması, oldukça tepki çekmesine neden oldu. Ayrıca Stackhouse ile yaşadığı kavga, coach Larry Brown’u pek takmaması gibi hareketleri de, insanların kendisine ön yargıyla yaklaşmasına sebep oluyordu.
Tüm bunlarla Iverson yetenekli ama az sevilen oyuncular kategorisinde tepelere tırmandı! 76ers taraftarı da karakterinden biraz şüphe duysa da oynuna aşıktı. Aslında değişim de başlamıştı! Gelecek sezonda (yani 1998-99 sezonu) 1990-91′den bu yana ilk defa play-offlara kaldılar. Ancak belirli bir eksik vardı; o da Iverson’daki liderlik ve olgunluk! Ama dediğim gibi değişim başlamıştı. Ayrıca 98-99 sezonunda Iverson 26.8 sayı ortalama ile normal sezonu sayı kralı olarak bitirmişti. Böylece AI, Chamberlain’den sonra bu ünvanı kazanan ilk 76ers oyuncusu oluyordu, ki Chamberlain diyorum!:DNasıl bir gurur olduğunu anlayın!
İlk play-off macerası ikinci turda Indiana’ya süpürülmeleriyle son buldu ve bu hezimet Iverson ile Brown arasındaki gerginliği tekrar alevlendirdi. Brown, ondan liderlik beklerken, o ise rap, madya demeçleri ve gece hayatıyla ilgileniyordu. Takımın hücum ritmini bozduğunda artık Brow onu kenara alıyor; ama bu sefer de AI onu dinlemiyordu. Iverson’a göre kendisi herşeyi doğru yapıyordu. All-NBA ve sayı krallıkları maalesef Allen üzerinde negatif etki yaratmış ve iyice şımarmasına sebep olmuştu. Sürekli medya önünde Brown’u eleştirirken, Larry Brown da aynı şekilde yanıt verince zaten antrenmanı sevmeyen AI, antrenmanları iyice asmaya başlamıştı. Brown’la neredeyse sadece maçlarda yüzyüze gelmeye başlamıştı. Bardağı taşıran son damla ise Miami deplasmanında otel odasından antrenman salonunu arayarak başı çok ağrıdığı için antrenmana gelemeyeceğini söylemesi ve hemen ardından odayı geri arayan Brown’un telefonuna çıkmaması ve aslında AI’nın bir önceki gece Miami’de gece hayatında olduğundan dolayı yorgun olduğu söylentileri oldu. Kendisini “Bakın ne kadar kötüymüşüm ki telefonu dahi duymadım” diye savunurken, daha sonra “Dondurucu Philly’den Miami’ye gelmişim, dışarı çıkmayayım da ne yapayım!” diyerek itiraf ediyordu.
Ancak tüm bunların yanında saha içi performansı her zamanki gibi harikaydı. Ve 2000 yılında ilk All-Star maçına çıktı. Aynı sene play-offlarda yine ikinci turda Reggie Miller ve Indiana’ya tosladılar ve bunun ardından AI ile yolların ayrılması gündeme geldi. Pistons ile her konuda anlaşıldı; ancak AI takas edileceğini duyunca takımda kalmak için yalvardı! Tüm idmanlara zamanında katılacağı, liderliği daha fazla üstleneceği, Larry Brown, takım arkadaşları ve toplumla iyi geçineceği konusunda söz verdi. AI Phila’da kaldı ve gerçekten de değişti! Çok daha olgun, yapıcı ve gerçek bir süperstardı artık. Artık insanlar onun sadece oynuna aşık değillerdi. Artık kişiliği ile de sevilen biri haline gelmişti.
2001 All-Star maçı ise dillere destan bir maç oldu. Batının ezici pota altına karşı doğunun süratli guardları…! Maçta batı ezip geçiyordu ve bir ara farkı 21 sayıya kadar çıkardılar. AI, Sixers’taki gibi sazı eline aldı: “3. çeyrekte kenarda otururken kendimize sorduk, niye kazanan biz olmayalım? Niye bir All-Star maçında 19 sayıdan geri gelenler olarak anılmayalım?” O gazla AI, Starbury ve Ray Allen’ın oyunuyla maçı doğu 1 sayı farkla kazandı! Dikembe Mutombo o gece için “Ben son 7 yıldır All-Star’ım ama böyle maç görmedim! Sanki bir şampiyonluk maçıydı!” diyordu. Maçın MVP’sine geldiğimizde Washington’daki seyirciler çılgınlar gibi alkışlıyorlardı! Bir zamanlar Hoyas ile bu şehri temsil eden ve şimdi bir NBA yıldızı olan, kendi oyuncuları MVP ödülünü kaldırıyordu! Karşılaşma sonunda Iverson şunları söyledi: “Herkes bizim ‘size’ımız yüzünden maçı kazanamayacağımızı söylüyordu. Ama önemli olan kalbinizin ‘size’ı.“
Sezonun devamında Phila, gayet başarılıydı. Artık Play-Offlar için hesaplar, hatta NBA Finali için hesaplar yapılıyordu. Lakers ile boy ölçüşmek istenildiğinde guard pozisyonunda Iverson’un Kobe için yeterli hatta fazla olduğunu düşünen Brown, Shaq için takımda ayarlamalara gitti ve savunma hattı için Dikembe Mutombo’yu kadrolarına kattılar. 2000-2001 sezonu Phila için oldukça bereketli geçti. Iverson nihayet hayallerini süsleyen ve hakettiği normal sezonun MVP’si, Larry Brown yılın koçu, Dikembe Mutombo yılın savunmacısı ve Aaron McKie de en iyi 6. adamı seçildi. Kendilerine güveni tam olan bu takım artık play-offlar, NBA Finali ve şampiyonluğu hedefliyordu.
Yahu bu sefer yazı biter diyordum; ama yine bitmedi! Lige ve basketbola iz bırakmış bir adamdan bahsettiğimiz için anlatacak da çok şey oluyor. 5. bölüm son olacak ama! Belli oldu :D Yazının son bölümü NBA Finali, sonrasındaki duraklama dönemi, takaslar ve bu sezonki veda ile geri dönüşün ardından kızının rahatsızlığı sonucu oynamayışı ile son bulacak!
Basketbolla kalın!

Benzer yazılar:
- Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (5)
- Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (2)
- Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (3)
- Bir SüperStar’ın Hikayesi-Allen Iverson Bölüm (1)
- Üzücü Ayrılık: Şimdilik Hoşçakal Iverson