Bugün Dizi Günüm Gelemem

Ezgi Sönmez yazıyor. | 03 Aralık 2009 Paylaş

Diziler diziler…Bizi bizden alan, her toplumsal kesime hitap edebilen türleri olan, saatlerimizi bizden çalan sanat eserleri. Bence her dizi bir sanat eseri, bir ekmek kapısı yüzlerce kişi için. Ama bu kadar mı yani? Diziler bu kadar masum mu?

Bir kaç sene öncesine kadar  Türkiye’deki fazla dizi sayısından yakınırdı medya. O kadar çok dizi vardı ki 60 ya da 70? Hatırlamıyorum şimdi sayısını. Ancak belli bir izlenme payına sahip değilse hemen kalkıverirdi bir çoğu. Şimdi de öyle; reyting yapmayanlar unutulup gidiyor, sadece oyuncusu ve set çalışanı hatırlıyor. Konumuz dizilerin ve çalışanlarının durumu olsaydı olayı dizi çalışanının gözünden veya diziyi sahiplenen kanal gözünden inceleyebilirdik.

Ancak konumuz aklımıza hemen adı geliveren ulusal kanallarda yayımlanmasından kaynaklanan etkisi ile Türk toplumunun çok büyük bir yaprak dökümüçoğunluğunu etkileyen, karakterleri gerçek kişi sanılan, senaryosu sanki hayatımızın bir parçasıymış gibi olan diziler ve daha dar bir kesime hitap eden herkesin izleme imkanına sahip olmadığı kanallarda gösterilen diziler. Bu iki türü karşılaştıracak değilim, nitekim artık internet üzerinden isteyen istediği diziye filme erişebiliyor (yasal ya da değil) hangi kanalda olduğunun bir önemi pek kalmadı.

Şimdi evimden çıksam ve alt komşu Ayşe Teyzem’e ya da yan apartmanda oturan Sevinç Hanım’a gidip sorsam hangi dizileri izliyorsun, nasıl buluyorsun diye…Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Canım Ailem,  Küçük Kadınlar, Ezel, Arka Sıradakiler, Deniz Yıldızı, Kavak Yelleri ve belki Kurtlar Vadisi. Hepsini kıyısından köşesinden takip ettiklerine, bazısını hiç kaçırmadıklarına eminim. Nasıl bulduklarına gelince, güzel hem de çok güzel diyerek dizilerden birini anlatmaya başlayacaklardır. O yüzden şimdi çıkıp sormamın da pek bir manası yok aslında.

Bütün gün günlük koşuşturmacaların peşinde sonra akşam saatlerinde her hanede bir televizyon açık oluyor  ve ev halkı sanki hipnotize olmuşçasına dizilerin içine düşüyor. Oysa hiç düşünmüyorlar, gün boyunca yaşadıklarına çözüm bulmayı, ülkenin halini, bir kitap okumayı,gazete karıştırmayı,  kafalarını dinlemeyi. Hemen hemen herkesin bir dizi günü var ki o gün diğer herşey iptal edilir, misafir gelemez, dışarıya çıkılamaz, başka kanal hiç açılamaz.

Aklınıza gelebilecek her dizinin girdiği evde yaşayanların içten içe aski_memnubilinçlerine işleniyor birtakım olaylar. Ve bu insanların zamanları aslında bilinçli olarak çalınıyor. Belki de ülkede olanlara karşı bir düşünce geliştirememek için büyük tv kanallarının baş danışmanları bunları planlı yapıyor. Çünkü düşünsenize, akşam haberleri bitiyor ve diziler başlıyor; hipnotize olduktan sonra uykuya dalan bir birey, etrafında yapacak başka hiçbir sosyal aktivitesi olmayan veya bunlara erişemeyen genç ya da yaşlı, çevresinde olup bitene nasıl duyarlı olabilir? Nasıl bir çare düşünebilir, örgütlenmeyi, kendi haklarını kullanmayı nasıl akıl edebilir?

Belki kimilerine göre çok uç örnekler olacak ama bazı dizileri çılgınlar gibi takip eden topluma artık o dizide yaşananlar normalmiş gibi geliyor. Yardıma ihtiyacı olan genç bir kadının buna zengin bir erkekle birlikte olarak erişmesi ardından çok büyük bir aşk doğması (ki aşk olacaksa zaten neden birliktelik karşılığı yardım yapar ki o adam?), kalabalık bir ailede birbirlerinin eşlerini gözüne kestirenler sonrasında yaşanan yürek burkan ama süper de reyting malzemesi olan ailenin bireylerinin bir bir başka taraflara sürüklenmesi, yine kalabalık bir ailede yeğenin yengesiyle yaşadıkları, bir genç kızın kadın rollerine bürünmesi, evdeki adamın bunlardan haberinin olmaması(!), tüm dizilerde ortak olan şatafat, pahalı kıyafetler, arabalar,  sanki ülkede izleyenin kendisinden  başka herkesin o durumda olması hissi…

Sezonlarca süren dizilerden sonra ülkede yaşayan genç kızların nasılsa bana yardım edecek zengin bir koca bulurum bilinciyle hareket etmesi, kalabalık ailelerde birbirlerine göz ucuyla bakan bireyler, ensest ilişkinin normale dönüştüğü sahneler, silahların, mermilerin havada uçuşması…Artık bunlar normal şeyler zira Ziyagillerin evinde bile yaşanıyor gerçekte neden normal olmasın ki?

Evde pişecek yemek yok ancak evin gençleri, çocukları marka kıyafetler istiyor. Neden? Çünkü A dizisinde görmüştü hem B dizisinde C’nin üstünde de  vardı.

7/24 dizilerle yaşayan bir toplum ne kadar sağlıklı düşünebilir? Peki tüm bunlar bilinçli mi yapılıyor? Diziler bence çok da masum değil ama ışığından, çekim açısından, ne bileyim sanatsal açıdan bir çoğu da başarılı belki hem de tüm çalışanlarının ekmek kapısı ama bu sanat toplumu pek bir yere götürüyor gibi görünmüyor.  Ne dersiniz?

Bir de yazımın başında bahsettiğim daha dar kesime hitap eden yabancı diziler var. Kaç tanesi geldi aklınıza şimdiden? Onlar belki biraz daha eğitimlilere hitap ediyor hipnotizma açısından. Desperate Housewives, Prison Break, Lost, Fringe, Hereos, 24, How I Met Your Mother….?

Benzer yazılar:

  1. Alternatif Sezon Finalleri
  2. Bugün 23 Nisan!
4 yorum var
  1. Tayfun Tuna - 3 Ara 2009 21:38

    Öncelikle dizilerin, filmlere göre çok daha uzun bir süreye sahip olması açısından, bir hikayeyi anlatmak için daha verimli olduğunu söylemek istiyorum. Doksan dakikalık bir filmin tadı damağımızda kalırken, dizilerde doyuma ulaşıyoruz.

    Diziler toplumu nereye götürüyor bilmiyorum ama Türk dizileriyle bence çok kötü bir yere gidiyoruz… (istisnaları hariç tutarak söylerim). O açıdan bu yazıyı çok anlamlı ve başarılı buldum, tebrik ederim.

    Yabancı diziler, insanı zombileştirmek yerine kafasını kullanmaya ve düşünmeye itme konusunda biraz daha başarılı…

    Sahi, bizim Türklerin bir Lost parodisi vardı Höst diye, ne oldu ona :D

  2. Yunus Emre - 3 Ara 2009 22:48

    Türk örf ve adetini asla yansıtmayan ama topluma empoze edilmeye çalışılan görüşler üstüne yapılmaya başlandı diziler artık ve toplumumuzda maalesef bu oyuna çok rahat geliyor. Maalesef televizyonla yatıp kalkan bir toplum olduk sonumuz hayır olsun…

  3. Ezgi Sönmez - 5 Ara 2009 00:16

    Evet ya Höst vardı ne oldu ona sayın Tayfun Tuna:))?
    Yabancı diziler insanı farklı şekilde düşünmeye itse de onların da bazen Türk dizilerinden farkı kalmıyor. Onları da ayrı bir yazıda aktaracağım bakalım önümüzdeki günlerde.

  4. d3nizce - 1 Şub 2010 19:28

    Fikrinize zikrinize sağlık. :) Gerçekten çok anlamlı bir yazı olmuş. Ben de yakınıyorum dizilerin bu anlamsız mesajlarından. Televizyon zaten tek taraflı bir etkileşim aracı. Ne kadar dizilerden etkilenmediğimizi iddaa etsek de, bir şekilde bilinç altımıza mesajlar yerleşiyor. Sadece dizi için değil bu televizyonun verdiği bir çok program için geçerli. Dizilerin zaman boyutu da var bahsettiğiniz gibi. Bu da en sinir bozucu kısmı. Hiç sevmiyorum dizi izlemeyi. “Bilinçli bir şekilde zamanımı boşa harcayasım var!” demediğim müddetçe de izlemem. İzliyorsam da mutlaka başka bir şeyle uğraşır arada kafa kaldırırım. Yani daha çok dinlerim. :) O yüzden pek etkilenmiyorum olumsuz etkilerinden. Fazla uzattım sanırım. Ki, aslında hala söyleyecek çok şeyim var. Her neyse teşekkürler. :)

yorum yapın
  • Bu yazılar çok afer.in aldı

  • Etiket Bulutu

    abd afer.in allen amerika atatürk avrupa basketball basketbol blog bryant ekonomi evlilik eğitim facebook film fotoğraf fotoğrafçılık futbol gençlik gezi hayat internet iverson izmir jordan kobe lise Mizah nasıl yapılır nba otobüs parlaklık reklam seyahat Sinema Spor takım tarih tatil türkiye vize çocuk öğrenci üniversite ışık
  • En son bu yorumlar yapıldı

  • Biz beğendik, buyrun siz de okuyun


  • Arşiv

  • Bizi tanımak ister misiniz?