Bir Çocuğa Atatürk Sevgisi Aşılamak

Irmak Ataberk yazıyor. | 23 Ocak 2010 Paylaş
Cem yan komşumuzun çocuğuydu. Annesi S.A. ise çocuğuna bakmaya üşenen annelerdendi. Cem’e anne ve baba demeyi öğrettikten sonra üçüncü sıraya anneanne kelimesini koydu ve annemi de anneannelik statüsüne uygun gördü. Çünkü böylelikle annemdeki ana yüreğini kabartacak ve Cem’i 7/24 anneme kitleyebilecekti.
Nitekim S.A bu misyonda çok başarılı olmuştu ve evde abimden çok Cem’i görmeye başlamıştım. Cem, anne babasından çok bizleri gördüğü için ona Atatürk sevgisini aşılama görevi de bizim üzerimizdeydi. Duvarımızdaki Atatürk portresiyle müdür yardımcısı odasından farksız olan salonumuzda, annem bir müdür muavinesi edasıyla Cem’e kalpaklı Atatürk portresini gösteriyor ve “Bak Cem, bu Atatürk…” diye anlatmaya başlıyordu. Müdür muavinesi annem, bir sonraki gün verdiği pekiştirme dersinde de “Cem Atatürk nerde oğlum?” sorusunu soruyor ve iki çocuğunu büyütürken de duymaya alışık olduğu doğru cevabı bekliyordu. Ancak bu soruyu duyan Cem’in verdiği tepki salondaki prizi göstermek ve “Atatürk bu!” demek oldu. Bu cevap karşısında, Show Tv’nin jenerik müziği eşliğinde uğradığımız dumur evin içinde soğuk bir rüzgar estirmişti. Zap yapan ellerimden kumanda düşmüş, test çözen abimin kaleminin ucu kırılmış, mutfakta bin dakikadır yanan ocağın ateşi sönmüştü. Annem sorusunu tekrar yeniledi. Sorunun tekrarlanması karşısında bir yanlış yaptığını anlayan Cem, bu kez de duvarda asılı saati göstererek “Atatürk bu!” dedi. Bu cevaptan sonra annem Cem’i kucağına aldı ve evin içinde ufak çaplı bir saha araştırmasına çıktı. Annem “Hani nerde Atatürk?” sorusunu koridorda sorduğu zaman bir tabloyu, mutfakta sorduğu zaman lahmacuncuları hatırlatan manzara resmi ile süslenmiş saatli maarif takvimini, abimle benim odamda sorduğunda ise Iron Maiden’ın Eddie posterini “Atatürk bu!” diye gösteren bir küçük insan vardı karşımızda. Onun küçük dünyasında duvara asılı olan nesnelerin tümünün genel adı “Atatürk” olmuştu. Bir çocuğa Atatürk sevgisi aşılamaya çalışırken geri dönüşü olmayan bir yola girmiştik. Annem, Atatürk sevgisi derslerini yoğunlaştırıp bu hatayı telafi etmeye çalışsa da, Cem’in algı dünyasında bir değişim yaratamadık. Yaklaşık bir hafta sonra tam da abimle, Cem’in embesil olduğuna kanaat getirdiğimiz sırada; S.A ve Cem bize geldi. Göz doktorundan dönüyorlarmış ve Cem’in gözlerinin 4.5 derece miyop olduğunu öğrenmişler. Bunu duyunca bir yandan çocukcağızın bu yaşta optik familyasına dahil olacağına üzülmüş, bir yandan da embesil olmadığı için mutluluk duymuştuk.

Hesaplarıma göre, şu an ergenliğini yaşamakta olan dönemsel kardeşim Cem’in Atatürk algısı değişti mi bilmiyorum. Çünkü S.A, başka bir şehre taşındıktan sonra bizi hiç aramadı. Cem, anneme “al anneannesi” die kakalanan çakma torunlardan ilkiydi ama son olmayacaktı. Yine de sana karşı mahcubuz Cem. Umarım okula başladığında da panoları, tahtayı ve prizleri Atatürk zannetmemişsindir.

Benzer yazılar:

  1. Ekmek Kavgamız
  2. Koleston Anneleri
1 yorum var
  1. Furkan GÖKÇE - 7 Şub 2010 21:17

    :) Kötü olmuş. Ama bence bunun için erken bir yaştaymış zaten…

yorum yapın
  • Etiket Bulutu

    abd afer.in allen amerika atatürk avrupa basketball basketbol blog bryant ekonomi evlilik eğitim facebook film fotoğraf fotoğrafçılık futbol gençlik gezi hayat internet iverson izmir jordan kadın kobe Mizah nasıl yapılır nba otobüs parlaklık reklam seyahat Sinema Spor takım tarih tatil türkiye vize çocuk öğrenci üniversite ışık
  • En son bu yorumlar yapıldı

  • Biz beğendik, buyrun siz de okuyun


  • Arşiv

    • 2010 (116)
    • 2009 (92)
  • Bizi tanımak ister misiniz?