Tim Burton’a bir sorum olacak: ” İnsan mısın sen?” Çok içimden geldi yazmadan duramadım. Yazıya bu cümleyle başlamak aslında yazılacakların küçük bir özeti gibi.
Filmlerinde sıradışı denmenin de az kalacağı bir tarz belirleyen yönetmen Tim Burton benim yaş grubumun hafızasında Beetle Juice (1988) ve Edward Scissorhands (1990) ile yer etmiştir. Sinemayla çok fazla ilgilenmeyenler bile yönetmenini, belki oyuncusunu bilmeksizin bu filmleri hatırlar. Çünkü farklı birşeyler vardır, başka hiçbir filmden alamayacağınız tatlar barındırır. Hala Beetle Juice’u tekrar tekrar izleyebilirim mesela. Unutulmaz şarkı ve o sahne bkz. O zamanlar sanıyorum ki şimdi kullandığı “stop motion” tekniğine geçiş yapmamıştı. Ya da teknoloji el vermiyordu bilemiyorum. Ancak bu iki filmden sonra gelen diğer olağanüstü denilebilecek yapımların ve senaryoların da ardı arkası kesilmedi.
İlk izlediğimde yönetmenini de Burton sandığım The Nightmare Before Christmas (1993)’ın her ne kadar bir dönem, karakterlerinin moda dünyasına
girmesiyle cıvkı çıksa da, film gözümde değerini hiç yitirmedi ve arşivde yerini aldı. Filmin yapımından yıllar sonra izlemem ve yeni yapıldığını sanmam da cabası ki bu dönem benim lise dönemime denk geliyor. (Jack Skellington dövmesi yaptıranlar mı, tshirtler, çantalar, kolye ve küpeler mi…Neyse ki moda gelip geçici.)
Daha sonrasında Planet of the Apes (2001) ve Big Fish (2003) çok başarılı Burton yönetmenliğindeki filmler arasında yerini aldı. Beetle Juice’tan sonraki asıl macera ise bence bundan sonra kaldığı yerden devam edecekti. Charlie and the Chocolate Factory(2005) ile ezberleri bozmaya devam eden yönetmen bundan sonra Corpse Bride (2005) ve nihayetinde biraz fazla müzikal olarak beni sıkan ama tekrar tekrar müziklerini dinlediğim (I feel you, Johannaaa) (2007) ile kendini tekrarlamadığını aksine yaratıcılıkta sınır tanımadığını gösterecekti. Ve göstermeye de devam ediyor.
Şimdilerde 2010′da olmamızın ve mart ayına az bir zaman kalmasının beni heyecanlandırmaya başladığını söylesem hiç de abartmış olmam. Efsane yönetmen yine yapacağını yaptı ve bu kez de karşımıza 3D olarak Alice Harikalar Diyarında ile çıkıyor. Lewis Carroll’un “Alice In Wonderland” ve “Through the Looking Glass and What Alice Found There” hikayelerinden bildiğimiz Alice bu kez Tim Burton yorumuyla beyaz perdede olacak. Hem de alışık olduğumuz, kendisinin de vazgeçemediği oyuncular Johnny Depp (The Mad Hatter), Helena Bonham Carter’ın (The Red Queen) yanı sıra Alice rolünde Mia Wasikowska ve sürpriz oyuncu Oscar ödüllü Anne Hathaway (The White Queen) de filmin oyuncularından.
Çocukluğumuzda masal dünyamızda yerini alan Alice birazcık değişikliğe uğrayacak olsa da, yine de Burton’un insan yönlerini tam olarak kaybettirmemeye çalıştırdığı karakterlerini belki de daha çok seveceğiz.
Film daha gösterime girmeden, karakterleri bazı ünlülere benzetme çabaları, daha önceki Alice Harikalar Diyarında film veya çizgi filmlerindeki karakterlerle karşılaştırmalar başlamış bile. Bir an önce 5 Martı’n gelmesini ve Tim Burton’ın o büyülü, gotik, masalsı dünyasına girmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Zaten kısa fragmanını tekrar tekrar izledikten sonra iyice sabırsızlanmaya başlacaksınız. Ayrım yapamadım başrollerdeki karakterlerin görsellerini de koymadan edemedim. Keyfini çıkarın!:)
Tim Burton’ın Harikalar Diyarı’na Buyrun:

Benzer yazı bulunamadı.
Ezgi giriş cümlene katılmamak elde değil! Hayal dünyasını tamamen filmlere aktarmayı beceren sınırlı yönetmenlerden biri Burton! Yine Johnny Depp ile çalışacak olması da işime geliyor :D :D 10 numara film gelecek o belli! Yalnız benim film hakkında bilmediğim bir nokta var: Mesela Charli’nin Çikolata Fabrikası yarı müzakal tarzında, Swenny Todd tamamen müzikaldi. Alice için bilinen bir nokta var mı?
İşte Mert, benim de “İnsan mısın?” şeklinde bir soru yöneltmemin sebebi sınırsız hayal gücünü gerçeğe dönüştürmede bizden ayrılıyor olması Burton’ın. Yine yarı müzikal şeklinde olacak gibi görünüyor. Disney; 2 soundtrack albümü piyasaya sürecek. Birincisi filmin içerisinde geçen müziklerden oluşacak, ikincisi de “Almost Alice”; listesine bakarsak:)
‘Alice (Underground)’ (Avril Lavigne)
‘The Poison’ (The All-American Rejects)
‘The Technicolor Phase’ (Owl City)
‘Her Name Is Alice’ (Shinedown)
‘Painting Flowers’ (All Time Low)
‘Where’s My Angel’ (Metro Station)
‘Strange’ (Tokio Hotel and Kerli)
‘Follow Me Down’ (3OH!3 featuring Neon Hitch)
‘Very Good Advice’ (Robert Smith)
‘In Transit’ (Mark Hoppus with Pete Wentz)
‘Welcome to Mystery’ (Plain White T’s)
‘Tea Party’ (Kerli)
‘The Lobster Quadrille’ (Franz Ferdinand)
‘Running Out of Time’ (Motion City Soundtrack)
‘Fell Down a Hole’ (Wolfmother)
‘White Rabbit’ (Grace Potter And The Nocturnals)
Sağol Ezgi! :D
Demek yarı müzikal.. Her türlü güzel olacağı kesin :D farketmez!
o iki filmden önce de stop motion’ı kullanmıştı. hatta 1982 yapımı şöyle güzel, kısa bir stop motion filmi de mevcut:
Evet ben Beetle Juice’da kullanmamış olmasından bahsederken, tarihlerde bir karışıklık olmuş sanırım:) Oysa ki Beetle Juice 1988 yapımı. Zaten işin o kısmına çok vakıf değilim anlaşılacağı üzre:)Ancak Burton’ın linkini verdiğiniz ilk şaheseri de müthiş!