Aysel Gürel aramızdan ayrılalı iki yıl oldu bugün, dünyaya kattıklarıysa hala yerinde. Çok şey öğrendik ondan; yargılarımızın, tabularımızın yıkılabileceğini gösterdi. Hep söylediğim gibi, en çok da kadın olmanın ne demek olduğunu öğrendik ondan; yanılgılarla dolu dünyamızda ışıktı o.
Onu sadece televizyon ekranında yansıtıldığı şekliyle tanıyanlar hep aynı şeyi düşünür, Aysel’in kafayı tırlatmış ve terbiyesiz bir kadın olduğunu. Hatta başka şekilde düşünenler de var ama, söylendiği şekilde söylemeye dilim varmıyor. Basit bir kadın olarak tanıdık onu çoğumuz. Ve aynı zamanda; bütün meziyetleri güzel bir vücuda sahip olmak, zengin koca bulmuş olmak veya dişiliğini kullanarak mevki sahibi olmak olan kadınların da ideal kadın olarak gösterildiğini gördük aynı televizyonlarda. Gerçek hiçbiri değildi.
Aysel eğitimli bir kadındı, sanat tarihi ve Türkoloji okumuş, edebiyat öğretmenliği yapmıştı. Zeki bir kadındı, akıllıydı, yetenekliydi. İki çocuğunu tek başına büyütecek kadar güçlüydü, çalışkandı, hayata bağlıydı. Her erkeğe, her ülkeye, hatta dünyaya fazla bir kadındı ve bir kadının kadınlıkta ulaşabileceği son noktaydı belki de, çünkü hayatı ağır sorumluluklarla ve çılgınlıklarla kendi gücüyle yaşamak çok az kadının harcıydı. Bir kadının güçlü, melankolik, çılgın, zeki yönlerinin vücut bulmuş haliydi. En önemlisi hayatında bir gün, kendi isteğiyle deli olmayı seçmiş ve hep “Deli Aysel” olarak kalmıştı. Deli olduktan sonra ona kimse karışamamıştı, canı nasıl isterse öyle yaşamış; kararları, aşkları, çılgınlıkları ile hepimizi şaşırtmaya devam etmişti. Bildiğimiz tabuları tamamen yıkamamış ama yıkılabileceğini göstermişti.
Önümüzde böyle bir örnek varken hala bazı dişiler sadece vücut güzelliğiyle kadın olunabileceğini sanıyor. Aysel Gürel ve Duygu Asena örneklerine rağmen bu yanılgı günümüzde hala değişememiş durumda, güzel göğüsler veya bacaklar “kadınlık” kavramında hayati bir ölçü olarak kabul ediliyor. Halbuki bu kadınlık değil, dişilik! Dünya üzerindeki kadın cinsiyetine mensup bütün insanlarda olan fiziksel özelliklerle sanki sadece kendimizde varmışçasına övünmek, bedenimize tapmak, aşırı değer vermek ne kadar akla uygun? Fiziksel özelliklerimiz fazladan bir değer veya önem getirmez hiçbir zaman. Bizler, kadınlığın ve insanlığın sınırlarını ne kadar zorlayabildik? Kadın vücuduna sahip pek çok insandan sadece biri değil miyiz aslında?
Kadının hayatının, kişiliğinin, cinselliğinin özgürlüğünü savunmuş bu iki kadını çok takdir ederim. Bir diğeri olan Duygu Asena, özellikle kadının cinsel özgürlüğü üzerine kitaplar yazdı, erkek düşmanı değil kadın hakları savunucusu olan gerçek bir feministti. Kadınların cinsel tecrübe miktarı ile doğru orantılı olarak değer bulduğu toplumumuzda kadının asıl değeri olan insani değerini ortaya koydu. Ve bunu yaparken “Duygu Asena bir erkek projesidir.” diye eleştirildi, hem de başka bir kadın tarafından. Eleştiren kadın, kimse onun hayatına veya tercihlerine karışmazken Duygu Asena’ya niye çamur attı bilinmez, olsa olsa beslendiği dini kaynaklardır bunu yaptıran. Halbuki Duygu Asena’yı, kadınları ahlaksızlaştıran biri olarak görüp kadına dair aykırı şeyler söylemiş birini erkek hizmetçisi olarak yansıtacağına; kimin ne zaman nasıl dayattığını bilemediğimiz ama gündemimizden eksik olmayan türbanı “kadının özgürlüğünü kısıtlamayan,
hayatını yaşamasına engel olmayan bir örtü” şeklinde sevimlileştirme çabalarına hayatını harcamaya devam etseydi keşke.
Kendini gerçekleştirmek isteyen kadınlar için her zaman örnek teşkil edecektir Duygu Asena ve Aysel Gürel. Saygıyla ve hayranlıkla anıyorum ikisini de, ve insanlık tarihindeki diğer bütün cesur , zihni berrak kadınları.

Benzer yazılar:
aynı fikirdeyim bizim ülkemizde tabuları yıkan ve zeki kadını sevmezler.hele hakkını arayan tek başına ayakta kalmya çalışan kadını da .başkalarına göre yaşamak hayatı heba edip boşa geçirmektir en azından bunları başarabilen duygu asena ve aysel gürel’i saygıyla anıyorum…
Cok güzel ve samimi bir metin olmus. hatirlattiginiz icin tesekkür ederiz!