Önceki hafta Habertürk kanalında, Türk televizyon tarihinde bir ilk yaşandı. Fatih Altaylı’nın Teke Tek programı 3 boyutlu olarak yayınlandı. Hem de canlı yayın. Maalesef ben bu tarihi anı yaşayamadım. Üzerinden birkaç gün geçince yine aynı isimli gazetede, programdan bir fotoğrafı, Mehmet Güler’in gazetedeki köşesinde gördüm. Güler, programı ve kanalın teknolojiyi takibini öve öve bitiremedi. Buraya kadar birşey yok, herşey harika. Bu yeni sayılabilecek teknolojiyi hemen benimseyip, uygulamamız hakikaten güzel birşey. 3D görüntülerin gözlüksüz halini hemen hepimiz biliyoruzdur. Yeşil, kırmızı ve gri renklerden kolaj, karışık ve katmanlı bir görüntü oluyor. Bir tarafı yeşil bir tarafı kırmızı renkli gözlüğü gözümüze takınca, görüntü klasik 2 boyuttan çıkarak derinleşiyor. Yani gözlüğümüzü takıyoruz ve Fatih Altaylı televizyon ekranından çıkıp odamıza konuk oluyor. Programı dibinizde sunuyormuş gibi görüyorsunuz. Şimdi o fotoğrafa dönelim; son teknoloji destekli Teke Tek programını 3D gözlüğünle izliyorsun da, peki o Fatih Altaylı’nın gözündeki 3D gözlük ne işe yarıyor arkadaş? Oradaki amaç nedir? Neyin peşindesiniz ki? Yani Fatih Abi orada gözlüğü takıp da “Bakın lan!. Bizim programı izlemek için şu gözlüğü burnunuzun üzerine koyuyorsunuz, bu şekilde takıp izliyorsunuz” demek istercesine 72 milyon (sahi, kaç kişidir?) potansiyel TV izleyicisine embesil muamelesi mi yapıyor? Yoksa başka birşey mi ben alayamadım. Belki de gerçekten, milletçe böyle bir hızlandırılmış eğitime ihtiyacımız vardır kim bilir?
Ee bu şekilde girdi bu teknoloji ülkemiz televizyonlarına, yakında diğer kanallarda da yaygınlaşmaya başlayacak. Düşünsene birkaç sene içinde diziler, maçlar, haberler, şovlar falan da 3D olacak. Akşam baban eve gelecek, “Hanım ver şu kumandayı da maç özetlerine bakalım!”, annen de “Dur bey Aşk-ı Memnu’yu izliyorum. ” diyecek . Peki bilim kurgu bunun neresinde? Herşey yine bugünkü gibi… Hadi söyleyeyim. Tek fark gözlerindeki, rahmetli Zeki Müren’inkilere benzeyen ama 3D olan gözlükler olacak.
Ben şahsen dünya kupası 2014′ü komple 3D izleyebileceğimizi düşünüyorum. Biz küçükken balkona kaçırdığımız topu kesmekle bizi tehdit eden amcaların şayet o günü görürlerse, televizyondan fırlayıp salonlarının ortasına gelen topa ne gibi yaklaşımda bulunacaklarını merak ediyorum. 3D bir Aşk-ı Memnu dizisine dönelim. Salonun ortasında duştan çıkmış, karın kaslarını sergileyen Behlül’ü gören adam karısından kuşkulanmaya başlıyacak haliyle. Gazetelerin 3′üncü sayfasında bol bol kıskançlık cinayeti haberleri görebiliriz yani.
Haberleri izlerken Birand odanın ortasında kolunu omzunu falan oynatıp, “ııığğğ” layacak. Uğur Dündar helikopterden sizin çekyatınıza atlayacak. İzdivaç programına katılan dayıyı, evinde babannenin yanında görecekesin düşünsene? Kıllanmamak mümkün mü yahu? En fenası da türkücü şovları; hepsi tek tek odanın içinde. Tavanına çiğ köfte atacaklar, hayal et. Odana Ömer Üründül ve Hıncal Uluç da gelecek. Allahım beynim karıncalanıyor. Daha kimler kimler… Safiye’yle Faik’ i görür görmez kanalı değiştirirm herhalde. Şifreli kanallar erkeklere yeni fanteziler sunacak, o kesin. Gecenin bir yarısı, kafasında gözlükle karısından gizli televizyon izleyen erkek çok olucak. Kocasını erotik film yıldızı bir hatunla yakalayan abla “Allah cezanı versin bey yine mi bu şırfıntıylasın” diye çıkışınca, abi ağırlığını koruyup, “ Ne var yaa? Eve Ezel’le, Behlül girerken iyidi.” cevabını yapıştıracak. Abinin bahtına kazara Şahin K. filmi de çıkabilir. Yere severek serdiğin İran halısının üzerinde “Buz gibi sulardan çıktım da geldim” diyen bir Şahin K! Aman aman düşünmesi bile korkunç hemen kesiyorum burda.
Ben şahsen, programlar bu şekilde sürecekse, televizyonu gözlüğümü çıkararak izlemeyi yeğlerim. Belki benim gibiler için klasik 2D yayınları sürdürürler. Ya da komple o TV denen zımbırtının fişini çekip gerçek hayata dönebiliriz. Yani bazen sanallıktan kurtulup doğayla iç içe olabiliriz ne dersiniz?
Teknoloji düşmanı değilim tabii ki. Bu 3D’nin güzellikleri de yok değil. Avatar, Alice Harikalar Diyarında gibi filmlerle klasik sinema anlayışına yeni bir boyut getirebilir, normal filmlerin yanında tadımlık bir lezzet hesabı (tri-di’ne bandım der gibi) , film kültürümüzü zenginleştirebiliriz. . Belki 3Dli TRT, nostalji kuşağında falan rahmetli Cenk Koray’ın telekutusunu yayınlar. Cenk Abi salonumuzun ortasında “Eveeeet açıyorum kutunuzu!” dese fena mı olur? ( Mecazi anlamda da olsa hoş görürüz yani. Cenk Abi ne de olsa…). Birkaç saatliğine Hababam Sınıfı’nda Kemal Sunal’la, Halit Akçatepe ve Tarık Akan’la aynı sıraya oturmak ne de güzel olur… Hayal kurmak da tıpkı bu teknoloji gibi güzel birşey işte ve onun için gözlüğe de gerek yok.
Yine de şayet bu teknolojiyi ülkemize getirecek olan firmadan, benim kişisel bir ricam olacak. Bana Kemal Sunal, Öztürk Serengil, Adile Naşit, Tanju Okan ve Barış Manço’nun bir dvdsini yapabilir misiniz? Şayet canım sıkılınca gözlüğümü takıp, onlarla rakı masasına oturmak, Tanju ve Barış Abi’ye şarkılarında eşlik etmek, uyurken de Adile Teyzemden masallar dinlemek istiyorum. Çok şey istemiyorum bakın sizden. Umarım kırmazsınız beni.
Yaa bakmayın böyle şeyler yazdığıma siz. Ne yaşlıyım, ne de çok gencim. Yazıda bilgiçlik taslayasım ise hiç yok. Tüm bu yazdıklarım aslında geçenlerde bir markete gittiğimde gördüğüm şey yüzünden içimden döküldü. Çocuğun biri, markete kurulan dev platformda elindeki raketi sağa sola sallayarak debeleniyordu. Yanına yaklaştığımda karşısındaki ekranla kapıştığını farkettim. Sanal ortamda bir tenis maçı ve çocuk oyunun içindeydi resmen. O an o çocuktan feci tırstım. “Ya bu nedir arkadaş?!” dedim. Küçüklüğümde, beğenmediği her şeyi garipseyen o amcalardan -sevmediğim amcalardan- biri gibi olduğumu farkettim bir an. Üzerine de yeni tanıştığım genç bir arkadaşıma, nerden oraya geldiysek Bryan Adams’ ın “Run to You” şarkısından bahsettim. Arkadaşım ’89 doğumluydu ve ne şarkıdan ne de Bryan Adams’tan haberi vardı. Tanımıyordu. İdrak ettim ki herşey değişiyordu. Yeni şeyler çıkıyordu. Ve tabii onun üzerine yukarıda bahsi geçen haberin yazısını görmem… Beni tüm bunları yazmaya iten şey bunlardı işte. 3D her yanımızı sardı. Aslında zaten 3 boyutlu bir dünyada yaşarken, güneşin doğuşuna ve batışına şaşırmazken böyle şeyleri garipsiyoruz. Aklıma Matrix’teki gerçeklik kavramı geliyor böyle zamanlarda. “Gerçek nedir?” diye düşünmek lazım her defasında.
Haa son derece teknlojik hadiseyi unutmadan bir de meclis paketi yapmak lazım değil mi?.Şöyle ki; meclise dev bir sinema perdesi gerilsin sonra da cumhurbaşkanıyla başbakan dahil tüm milletvekillerine birer 3D gözlük verilsin. Takalım DVD player’a, başta Nutuk olmak üzere Atatürk’ün tüm blue ray versiyonlu yüksek çözünürlüklü disklerini. Atamız arada bir perdenen çıkıp, meclisi ziyarete gelsin. Ne dersiniz fena mı olur?

Benzer yazı bulunamadı.
ayni akım internette de başlamış, tabi önce alışveriş sitesi olarak
http://www.braguard.com/indexana.html